15. Yüzyıl başlarında Armaş

Armaş köyü ve manastırına ilişkin tüm araştırmacıların çalışmaları bir belirsizlik içinde kalacaktı eğer, 1912 yılının “Püzantion” dergisinin 31 Ocak ve 2 Şubat sayıları içinde Batı Anadolu bölgesindeki ermeni yerleşim yerlerine ilişkin özel bir kaynakça olan tarihsel anılar, Baba Oğul Kirikor’larca yayınlanmamış olsaydı. Orada bugün bulunması güç olan bir el yazması serisi yer almış olup başlığı: “öğretmen Maruke’ce toplanmış yazınsal kalıntılardır. Bu el yazmasının asıl sahibi Siirtli Rahip Hovhannes olup bu kişinin Yaruşalem’de (Kudüs) bıraktığı Adapazarı ve çevre köyler ile ilgili olaylar 1889 da Satrak Garabed Sapriçyan’ca kopya edilmişlerdir. Bu sonuncu kişinin verdiği bilgilere göre deri üstüne yazılmış bilgilerin toplanmaları sonucu Bakraduni hanedanının kurulmasından 1500 lü yıllara varan 28 adlarla ilgili yazılar ve anlatımlar vardırlar.

Baba ve oğul Krikor’ların bu tarihsel anıları geniş bir ilgi alanına yönelik verilerdir.
Burada ermeni yerleşim yerlerine ilişkin veriler dışında Ermeni -Bizans Türk -Bizans Ermeni- Türk ikilemli bilgilerde yer almaktadır.

Bu bilgiler arasında Armaş yerleşim yeri ile ilişkili olarak şunları okumaktayız: Bizlerin 1410 göç yılımızda, Arapların üzgülerine dayanamadığımızdan, Klikya’nın Maraş kentinden seksen aileler bize geldiler. Bunlar Grek’lerden çok korkuyorlardı çünkü onlar gelenleri canlı olarak yakmak istiyorlardı. Ancak Ermenilerin dostu olan Fevzi onları görünce çok sevindi çünkü onlar yiğit savaşçılardı. Bu kişi onları Tospit dağına yerleştirdi, amacı kendi oğlu Apdul Kerim’in mal varlığını korunmasıydı. Sürekli olarak Ermeni’lere güç veriyordu ki Greklere karşı dursunlar.
1415 yılında, Maraş’tan göç eden bu Ermeniler kötü günler yaşadılar. Tospit’e yerleşmiş olan Ermeniler Fevzi ağanın dürtmesiyle iki kız kaçırdılar, daha sonra Der Nişg rahibe gelerek Ermeni kilisesi törelerine göre evlendiler. Bu olaydan dolayı Grekler kızdılar ve zarar vermek isteğindeydiler ancak bunu yapamıyorlardı çünkü öbür topluluğun Ermenilerin yanında olduğunu biliyorlardı.1416 yılında Tospit’te barınan Grekler çevreyi ve dağı yakarak kaçtılar, bu yangından bir şey kurtarılamadı.

Maraş’tan göç eden Ermeniler oraya yerleştiler ve evler kurdular ayrıca Eren Tanrı doğuran adına bir kilise yaparak 4 navasart günü açılış günü yaptılar.

Açılış törenini yaptıktan sonra istediler ki kendileri için ermeni dinsel töresine göre tapınış yapabilen bir evli rahip atasınlar. Ancak evli rahip yerine onlara yaşlı çöl yaşamı sürdüren Sırabion adlı bekar rahip ve öğretmeni verdiler.
O çok istekli olarak topluluğu kendine doğru çekti ve kendisi giderleri karşılayarak 18 küçük barınma odalarını da yaptı. Burada birçok başka topluluklardan olan kişiler görete gelerek Meryem Ananın tahtadan yapılmış resmine duaya geliyorlardı. Burası böylelikle ermeni topluluğu için bir dilek yeri olageldi. Bu tahtadan resmi yangınla harap olmuş yerin içinde buldular. Tospit’in Panayio sözcüğü bundan böyle Tanrı doğuran’nın evi olarak değişmiş oldu.

1440 yılında Der Garaebed ve babam okuyucu Krikor öldüler. Ben ise günah dolu olan Savasd ileri gelenlerden Donik ve topluluğun seçmeleriyle topluluktan bir kardeş olan Dikran ile birlikte Bursa kentine giderek Rahiplik unvanı aldık.
Ben değerli olmayan kişi der Krikor, Dikran Barsamyan’sa Der Garabed adını aldı. Tanrıdoğuran’nın evi için bizleri dinsel aşamayla kutsayan kişi ise Başepiskopos Apraham’dı.

Tinsel kardeşim olan Der Grabed, Maraşlı kardeşlerimizin Eren Tanrıdoğuran kilisesi için oraya gitti. O günden başlayarak bende babamın yazılarının devamı için yemin ettim.”
Maraş’tan göç etmiş Ermenilerin ilgilendikleri Tospit, daha sonra Tospit Panayia’sı, daha sonraki Armaş ve Armaş’ın Eren Tanrıdoğuranıdır. Bunun coğrafi ayrıntılarla olanaklı olduğu gözlenir.”Tanrıdoğuran’ın evinin yolu” Sabuncu köyünün karşısında Sisyan adında bir köy yer almakta burası 1430 yılında ki bozgundan sonra Türkler burasını “Çortlan “ diye adlandırmışlardır. S. Burmayan’nın tanıklığına göre”Armaş yolu üzerinde gerçekten “çötlenk diye bir köy vardır. Armaş’ın karşısında bulunan Hasgal köyü M. Ormanyan’ın tanıklığına göre”Türkçe’yle ve resmi kayıtlara göre adı Pirahmet (Piramat)
Köyü bu güne dek tanınmaktadır. Ayrıca orijinal yazı kaydına göre yazılmıştır ki “… orada Dacik’lerin 8 evleri olup Fevzi’nin oğlun Aptulkerim’in bu yerini ihtiyar Ahmet’in anısı için Pirahmet olarak adlandırdılar.Yine orada Eren Stepanos adına bir küçük tapınış yeri yaptılar.”

Bu türdeki gerçekleri bir araya topladığımızda görürüz ki “Grek’lerin Tospit köyünün Maraş Garipleri olarak adlandırılması, Tanrıdoğuran’nın resminin orada bulunması, buranın tüm Ermeniler için bir hac yeri olarak saptanması, eren Tanrıdoğuran’la ilişkili kaydın verilerine göre 18 küçük odaların yapımı sonuçlarına bakarak hiç kuşkusuz diyebiliriz ki 1410 yılında Maraş’tan göç edip 1416 da Grek’lerin yaktıkları Tospit yerleşim yeri, sonradan Ermenilerin topluca oturdukları tarihteki açıklığı ile bilinen Armaş’tır.

Buna göre Ormanyan’nın da belirttiği gibi yazınlar içinde görülen Armaş yeriyle ilgili olarak”Armağan Şah” “Ardı Meşe” “Ermise” “Hermes” gibi saptamalar “bedava düşüncelerdir. Oysa gerçek olan Maraş’ın değişmiş şeklidir.
Ayrıca Ermeni ansiklopedisinin ileri sürdüğü köyün, İran’dan göç etmiş Ermenilerce yapıldığı yolundaki (1611 de) sav da belirsizdir. Nasıl ki daha önce gördük, köyü yapan “seksen aileler”güçlü savaşçılar olup Klikya’nın Maraş kentinden gelmişler, önce Donigaşen (gelecekteki Adapazarı) yörelerine göç edip yerleşmişler çünkü Arapların üzgülerine dayanamamışlar” Bu sözler doğal olarak 1380 yıllarındaki Halil Bey günlerinde
Maraş’ın elden ele değişmesi zamanlarına raslamaktadır. Mısır Memlukları (kötüleri) aynı zamanda Halep valisi, sırasıyla Maraş’ı harap ediyorlardı. Bu durumda ermeni Pilardos,Prens Tatul ve Levon II. günlerinde gerçekten buralarda yerleşmiş olan Ermeniler, Bizans İmparatorluğunun Türk’lerden almış olduğu ve az kişilerce oturulan yeni yerleşimlere doğru sığınma konusunda zorunlu oluyorlardı bunlardan biride eski Nikomedya çevreleriydi.
1617 yılının yarılarında Yaruşalem’den (Kudüs) Lahasdan (Polonya) gidiş yolu üstünde Lehli Simeon Maraş’ada uğramış ve şöyle yazmıştır: “Oradan gelerek (Anla ki Halep için diyor B .M) Maraş’a uğradık. Orada Paşa oturmaktaydı, orda yirmi ev Ermeni ailesi oturuyordu. Oradan Ermenilerin Fırınoz köyüne uğradık burası yüksek bir dağ üzerine kurulmuştu ayrıca orada Stapanos Ulnetzu’nun gömüttü de vardı .”

Göz önünde bulundurmalıyız ki Maraş Ermeni’lerinin göçü Tospit, Armaş’a yerleşmiş olan 80 ailelerden sonra da süregelmiştir, buna göre Lahatzı orada salt 20 aile bulabilmiştir.
(yani Lehli Simeon) Kilikya kentleri Celalilerin başkaldırmaları sırasında tümüyle Ermenilerden boşaldılar.
Lehli Simon Zeytun’a ilişkin konuştuğunda da 6 kilise ve bir Manastır’ın yer aldığını belirtiyor. Orada 800 ermeni evinin bulunduğu söyleniyordu, Ancak şimdi salt 30 ev var,çünkü Celalilerin saldırıları yüzünden darmadağın olmuşlar”.
Aynı durum Maraş içinde geçerlidir. O kentin sakinlerinden olan bir yazar 1608 de yazarak diyor: “Çocukları Maraş’ta bıraktık” orada kıtlık ve pahalılık vardı “ ve altı dirhem ekmek bir paraya satılıyordu”.
Bitinya’ya dönecek olursak özellikle Armaş ve çevresinde oluşan yeni ermeni yerleşimleri sorunuyla ilgili olarak sayacağız ki bu durum Karmaşık ve acılı olarak ilerleyen soysal bir yer değiştirmeydi. Buna bağlı olarak oraya gelen Ermenilerin yanında, orada daha önce yerleşmiş olan Grekler ve ayrıca onların yerlerini fethetmiş olan Türkler de etkin durumdaydılar.
Baba oğul Krikor’ların tarihsel anıları içinde şunları okuyoruz: “1415 yılında Ermeniler ve öbür topluluk olan Müslümanlar (Türkler demek istiyor. B.M ) Anadolu’dan küme küme Bitinya yörelerine göç ediyorlardı. Greklerse kendi yerlerinden kaçarak başak yerlere kaçıyorlardı ancak yerlerini yakıyorlardı. Bunların yerlerine Ermeniler yerleşiyor, Müslümanlarsa kendilerine özgü köyler kuruyorlardı. Bazı Greklerse Muhamed’in dinini benimseyip dack duruma geliyorlardı”.
Bizans imparatorluğu, kendi ahalisini aşama aşama başkent çevresi içinde toplamaya çalışıyor, daha uzak yerlerdeki yerleşimleri Türklerin istemleri ve etkileri içerisinde bırakarak oradaki ahalinin de ilerisini bir yerde Türk’lere teslim ediyordu.
Bizans surlarına doğru ilerleyen Türk orduları ve onlarca alınan yerlere egemen olmaya başlayan ağalar, zaten deneylerle biliyorlardı ki mezhepsel temele dayanan Bizanslıların izledikleri ermeni karşıtı siyasetleri sonucu Türklerle Ermeniler bir çok yer ve durumlarda birbirleriyle dost duruma gelmişlerdir.

Doğrudur ki artık Ermenilerin orduları yoktu ancak onlar iyilikler doğuranlar olarak ve geleneksel toprak ekenler kimlikleriyle boşalmış toprakları şenlendirebiliyorlar ve de özellikle ana topraklarını boşalttıktan sonra yeni yerleşim yerlerini benimsiyorlardı.
Türkler, ermeni-Grek karşıtlığını iyi bildikleri için yeni yerleşen kişileri Greklerin yerlerine çalıştırıyorlardı. Buna bağlı olarak insan göçünü etkin ve sığ durumda tutmak için Türkler Greklerden İslamlaşmalarını istemekteydiler, bunu istemeyenleri de uzaklaştırmaktaydılar. O yörelerden Ermenilerin ise durulu barınaklar kurmalarını, dua evleri yapmalarını ve yeni yerlerine tam olarak yerleşmelerini istemekteydiler.
Burası apaçıktır ki söz artık dinsel ya da ırksal hoşgörü kapsamında değil ekonomik ve siyasal ilgiyle sınırlanmıştır.
Bu bir rastlantı değildir ki Türklerin hoşgörü gösterdikleri ve yeni yerleşimlere koydukları kümeler içinde “Tzaytik Ermenilerde vardırlar”.(Bunlar Kadıköy konsülü yanlısı Greksel mezhepli Ermenilerdir.) Bunlar toplam 1506 aileler olup sayı yönünden Sivas ya da Maraş’tan gelen Ermenileri aşmaktaydılar. .
Acaba Türk’ün Grekleri ezmesi ve Grek yanlısı mezhebi benimseyen Ermenileri kayırmasındaki çıkarı ne olabilirdi? Bu iş şu anlama geliyordu ki Grek için Bizans imparatorluğu anayurt ve devletti, ancak Tzayt ermeni için değildi. Bu sonuncular mezhepsel kapsamda kendi öz yerinde tam olarak kalıplaşmıştı
Ve Grek’le aynı toplum değildiler buna göre Türk onun siyasal düşmanıydı. Donigaşen (Adapazarı) ve Tospit-Armaş’ın kurulması ile bağıntılı olan bu durumlar siyasal, etnik. mezhepsel ve kültürel tüm değişimlerin özeti olup İstanbul’un alınmasıyla sona erecek aynı zamanda yerini yeni oluşum teçhizat ve tarihsel bir misyon üstlenece k olan yeni imparatorluğa bırakacaktı.
15. ve 17. Yüzyıllarda Armaş
————————————–
1410 yıllarında Greklerin orada egemen oldukları zaman, “Tospit denilen dağda ” Maraş’tan gelen Ermenilerin ilk 5-6 yıllarında kendi dua evleri yoktu. Baba ve oğul Krikorların Tarihsel anılarındaki kayıtlara göre Tospit’te oturan Ermeniler “Fevzi ağanın uyarmasıyla iki Grek kızını kaçırdılar ve evlenme dinsel törenini “ermeni kilisesi töresine “uyarlıkta gerçekleştirmek için Rahip Nişig’e başvurdular. Bu kişi aynı kaynak verilerine göre Hasgal’da yerleşen tarımcıların “dinsel gereklerini karşılamaktaydı”1416 yılında o yöre Greklerce yakılıp bırakıldıktan sonra Maraş Ermenileri “eren tanrı doğuran adına küçük bir dua evi yapıp 4 Navasart günü açılışını gerçekleştirdiler. Bu durumda Armaş Ermenilerinin dua yeri 1416 yılının 2 Aralık günü kullanılmaya başlandı. Bu kaynağın bize ilettiği ayrıntılar bize yardımcı olmaktalar ki sonunda burada bir manastır sistemi gerçekleştirilecektir. Bu konudaki kayıt şöyledir: Dua yerinin açılışı gerçekleştirildikten sonra evli olan rahipten istediler ki ermeni kilise töresine göre tapınışlar başlasın . Ancak evli rahip yerine kendilerine çöl yaşamı sürdüren Sırabion adlı bekar manastır rahibini verdiler. O özen göstererek inanlı topluluğu kendine bağlamayı başardı ve dua evinin çevresinde kendisi giderleri karşılayarak 18 çekilgin yaşam odaları yaptı. Buraya sayıca çok başka topluluk üyeleri gelerek Rab bin annesinin tahtadan resmine gelmekteydiler.
Böylece burası Ermeniler için bir hac yeri oldu.

Bir evli rahip görevliyi beklerken onun yerine bir “ çöl yaşamı sürdüren bekar rahibin verilmesi, geleceğe dönük manastır gelişimlerinin bir başlangıcıydı. Bu rahibin yaptırdığı 18 çekilgin yaşam odaları ve özellikle Rab bin annesinin resminin varlığı doğaldır ki çevrede yerleşmeye başlayan Ermeniler arasında geniş bir yankı uyandırdı. Eğer şu bir gerçek olarak benimsense ki bir resmi bir dinsel topluluğun kurulabilmesi için bir manastır gereklidir, tıpkı Ormanyan’nın sözleriyle …” Çağın gereklerine göre her yerde manastırlar, topluluklar için dinsel önderlik merkezleri olarak algılanmışlardı.
Bu durumda Sivas, Eğin, Maraş ve başka yerleşim yerlerinden Nikomedya’ya ve çevre yerlerine göç eden Ermeniler, büyük bir kitle oluşturdukları için doğal olarak bir dinsel önderlik merkezine gerekleri olmazsa bile, hiç olmazsa onun yerini tutacak bir manastır merkezine gerek duyacaktı ki, bu da 15.yüzyıl gibi bir zamanda 1462 de İstanbul Ermeni patrikliği kurulduğu yıllarda bile bu yörelerde yoktu.

KAYNAK ADI : ARMAŞ DİNSEL OKULU
BARUYR NARATYAN- ASDĞİK MUŞEĞYAN KANTZASAR-ERMENİSTAN 1998 SAYFA 14-20
TIPKI ÇEVİRİMİ YAPAN: AGOP MİNESYAN KADIKÖY KONSÜLÜ/ KADIKÖY KİLİSESİ GÖREVLİSİ
14 OCAK 2005/DERLEYEN YAKUP ÖZKAN /”AKMEŞE 2004″ EDİTÖRÜ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: