Mübadele muhacirleri göç haraketleri

MÜBADELE MUHACİRLERİ GÖÇ HAREKETLERİ ÜÇ ANA BAŞLIKTA TOPLANABİLİR.

1-Türkiye’den Türkiye dışına Rum, Ermeni milletinin göçleri.
2-Türkiye’den işgalden kurtarılmış yörelere iç göçler
3- Türkiye dışından Türkiye’ye yönelik göçler.

1-TÜRKİYE’DEN TÜRKİYE DIŞINA: ANADOLU’DAN YUNANİSTAN’A (MİKRASİATES-KÜÇÜK ASYALILAR)

Pire limanından Atina’ya uzayan yol ilk bakışta hiç bir özelliği olmayan manzarasız bir yol gibi bilinse de, yol boyunca gözlemci bir gözün fark edebileceği, bazı bölgeler vardır ki buralar normal binalara tezat oluşturan, çatıları kiremit kaplı, alçak beyaz badanalı evleri, balkonların da sardunya ve fesleğen çiçeklerinin açtığı, şayet sabah saatlerinde geçiyorsanız köy fırınlarıdan, kolları ekmekler ile dolu evlerine dönen kadınları görebilirsiniz. Bu yerleşim yerlerinde akşam saatlerinde evlerinin önünde kahve içen insanlar ve Anadolu da ki gibi bir birleri ile selamlaşan erkekleri seyredebilirsiniz.
Ege ve Akdeniz kıyılarında 3000 yıldır sürdürdükleri yaşam ve 1830 yılında Kurdukları 4.5 milyonluk küçük Yunanistan devleti, Homer ve Sopiho, Heraklit, Thales, Hipokrat, Hippodamus gibi
yazarlar, filozoflar ve bilim adamları ile birlikte yaşanan, Efes, Filedielfia,Bergama, Smyrna (İzmir); bütün bu geçmiş 1923 yılında Mustafa Kemal’in önderliğinde kurulan genç Türkiye cumhuriyeti ile son buluyordu.
Yunanlılara göre yaşanan bu küçük Asya felaketi 1453 yılında Kostantinepolis’in kaybedilmesinden daha korkunçtu işte Pire Limanı ve oradan da ülkenin iç kısımlarına başlayan zorunlu göç bu ana nedene bağlıydı.
Birinci Dünya savaşının sonunda galip müttefiklerin içerisinde yer alan Yunanistan hükümeti, başından beri hak iddia ettiği doğu Akdeniz ve Ege kıyılarının kontrolünü ele geçirmek için bölgenin baş şehri sayılan Smyrnay’n (İzmir) yönetimini teslim almak üzere 1920 yılında donanmasıyla birlikte şehre girerler. Ancak Atina’da ki hükümet değişikliğinin ardından, Birinci Dünya Savaşı’nın galip devletlerinin Yunanistan’a bakışı değişir. Bu durum üzerine sahildeki güvenlik bandını genişletme ihtiyacı duyan Yunan ordusu hızla Anadolu’nun içerilerine girme ihtiyacı duyar ve bunu büyük ölçüde başarır. Fakat dağılan birlikleri toparlamakta olan Mustafa Kemal, kısa bir sürede savaşın kaderini tersine çevirerek inisiyatifi ele geçirir. Gerilemeye başlayan Yunan ordusu İzmir’e doğru adeta kaçmaktadır. Ardından gelen Türk ordusu hristıyan azınlıklara da şiddet uygulamaktadır. Bu davranış aslında Yunan ordusunun işgal esnasında Türklere uyguladığı zulme misilleme olarak ortaya çıkmıştır. Bu görüş o anları yaşayan Rumların’da ortak görüşü olarak, daha sonraki yıllarda tekrar tekrar ifade edilecektir.
Bu cehennemden kurtulmak isteyen Hristiyan azınlıkların Adalar veya Yunanistan’a geçme umuduyla kıyılara doğru kaçmaları üzerine kitlesel göç fiili olarak başlamış oldu. Yaşanan felaketin finali İzmir’de son buluyordu. Zengin İzmir kenti yangınlarla yıkılıp tamamen yok edilmesiyle panik halindeki insanlar, yaralandı, sakatlandı ya da öldü birçoğu sahildeki gemilere ulaşmaya çalışırken boğularak yaşamını yitirdi. 18-45 yaşlarındaki Hırıstıyanlar yakalanarak çalışma bölüklerinde alıkoyuldu. Şanslı olanlar Yunan, İtalyan ve Amerikan gemileriyle Yunanistan’da ki Pire limanına taşındılar.
Yunanistan’a akın eden göçmenlerin sayısı birkaç haftada yüz binleri geçmiş idi. O an için Anadolu’dan gelenlerin kafasında hala bir an önce geriye evlerine dönme umudu vardı. Onları, depolarda sığınaklarda üst üste sersefil halde iken yaşama bağlıyan tek şey bu umuttu. Ancak Ocak 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması bu umudun mümkün olmadığını ortaya koyuyordu. Zira yeni kurulan laik Türkiye Cumhuriyeti devletinde dini azınlıklara yer olmadığını ve bu görüşünün tavizsiz olduğunu açıkça ifade ediyordu. Lozan’dan çıkan sonuçta buydu. Batı Trakya’daki Müslümanlar ile İstanbul’da ki Hristiyanların dışındakiler zorunlu göçe tabi tutulacaklardı.
Bütün bunlara bağlı olarak 1928 yılı Yunanistan nüfus sayımları sonuçlarına göre 1 224 849 kişi mülteci olarak kayıtlara girmişti. Ancak bazı bölgelerdeki %20 ölüm oranı ve ikinci bir göç olarak Amerika ve Mısır gibi ülkelere gidenler bu sayıya dahil değillerdi.
Artık Küçük Asya’dan (MİKRASİATES ) gelenler için, Yunanistan halkı ile tanışma günleri başlamıştı. Anadolu’ da n umudunu kesen göçmenler birlikte yaşayacakları insanları incelemeye başlamıştı. İlk tespitlerde yerli halkı dar kafalı, cahil ve kaba bulan göçmenler, Atina, Selanik gibi şehirleri gördüklerinde şaşırmışlardı çünkü buraları Anadolu da ki taşra kentlerinden farksız bulmuşlardı. O zamanlar bölgenin ticaret merkezinin İzmir olmasının bu durumda payı büyüktü.
Göç esnasında çalışmaların çoğunu uluslar arası yardım örgütleri Kızılhaç ve Çocukları Koruma Fonu yürütmekteydi Atina, Selanik ve Pire’de çok sayıda kamu binası barınma yerlerine dönüştürülmüş olup Atina opera binasında kalan yüzlerce aile vardı. Görünen oydu ki 1922-23 kış mevsimi çok zor geçecekti.
Gerçekten de, Yunanistan’da ki durum Türkiye’ye göre çok daha zordu. Nedenine gelence Anadolu’dan gelenlerin sayısı Türkiye’ye göç edenlerin iki katıydı ayrıca geride pek fazla bir şey de bırakmamışlardı oysa bırakılanı da ikiye paylaştırdığınızda bir değer ifade etmiyordu. Ayrıca Yunanistan’a göç edenler ticaret erbabı olmasından dolayı oldukça zengindiler ve geride bıraktıkları mallar da da hatırı sayılır türdendi.
Mültecilerin iskanını ilk anda Mültecilere Yardım Fonu (MYF) , daha sonra bu görev uluslar arası bir kuruluş olan Mültecileri Yerleştirme Komisyonu (MYK) tarafından sürdürüldü. MYK dört üyeden oluşuyordu ikisi Yunan hükümetinden biri Milletler cemiyetinden, başkan ise mültecilere yardım konusunda öne çıkmış bir Amerikan vatandaşı idi.
MYK, iki kere de alınmış olan 19 milyonluk, dış kredi ile yürüttüğü çalışmalarında bir an evvel, göçmenlerin kendi kendine yeten ve de üreten toplum aşamasına geçmiş olmasını sağlamaya çalışıyordu.1926 yılına gelindiğinde MYK her mülteci bölgesinde bir dispanser, bir okul, bir kreş bulunması ve su tesisatlarının bağlanıyor olmasıyla öğünüyordu. Ancak insani yardım olmasına karşın çok yüksek olan bu kredinin faizleri ilerki günlerde, ülkenin iflasında önemli rol oynayacaktı.
1940 lı yılardaki 2. Dünya savaşı ve ülkenin Alman işgali altına girmesi Atina başta olmak üzere ülkenin her yerini kasıp kavurmaktaydı. Kurulan göçmen yerleşim bölgeleri de bu durumdan payını fazlasıyla almaktaydı.
1950 yılına gelindiğinde geçen savaş yılları sırasında askıya alınan göçmen sorunu tekrar ele alınarak binlerce ailenin acil barınma ihtiyacı resmen kabul edildi. Bu sayı 32 000 aileyi aşıyordu.
Bu süreç içinde göçmenlerin çektiği sıkıntı onları siyasi yelpazeninde en soluna çekmiş yaşadıkları yerler, aynı zamanda Komünist Partisinin oy depoları olmuştu.% 66 ları aşan sol oylar 1970 li yıllara gelindiğinde aynı oranda kendini korumaktaydı, en bilinen göçmen kenti olan Kokinya’da 1983 yılında yapılan belediye başkanlığı seçimlerini Komünist parti adayı %75 oy oranıyla kazanmıştı. Kokinya 1922 yılında sıfır nüfuslu 1971 yılındaki sayımlarda ise 86 000 İnsanın yaşadığı göçmen kentlerinden sadece bir tanesiydi.

2- TÜRKİYE’DEN İŞGALDEN KURTARILMIŞ YÖRELERE İÇ GÖÇLER.

Yunan işgalinin sona ermesinin ardından boşalan yörelere ülke içerisinden akınlar başladı.
Türkiye dışına gelişen bu göçün ardından bırakılan taşınmazlar, “Fuzulî İşgalciler” (fırsatçılar) tarafından bir iki günde sahipleniyordu. Yanlarında götürebildikleri mallar ise büyük paralar verilerek Türk veya Gayrimüslim arabacılar tarafından taşınıyordu, bir kısmı ise Yahudiler tarafından yok pahasına satın alınıyordu. Özellikle görkemli olan yapılar ve askeri içerikli olanlar ise Maliye Vekaleti ‘inin sorumluluğu altında toplanıyordu.
Sadece İzmir bölgesinde Rumların terk ettiği ev sayısı: 10 200 dükkan sayısı: 2173 fabrika sayısı 79 hamam sayısı 2 hastane sayısı 1 , Ermeni ve Musevi’lerin bıraktığı ise 1600 ev 2821 dükkan ve mağaza 89 fabrika 2 hastane ve 1 hamam olarak kayıtlara geçmiştir.
Ancak bu evlerin sadece 4000 tanesine Büyük İzmir yangınında evlerini kaybedenler yerleştirilmiş diğerleri “fuzulî işgalcilerin “ eline geçmiştir. Geriye kalan tarlalar ise sadece Aydın yöresinde 2.7 milyon dönümdür. Geride kalan bu ganimet zaten 1912-13 balkan harbinden bu yana savaşta olan , yoksul halk için kaçırılmaması gereken bir fırsat olarak kendini göstermekteydi.
Bu malların bu şekilde heder olup gitmesi iler ki günlerde başlayacak olan tersine göç esnasında açıkta kalan Türklerin yaşadığı sıkıntılarda ne derece önem teşkil edeceği o an için düşünülmemekteydi.

3-TÜRKİYE DIŞINDAN TÜRKİYE’YE YÖNELİK GÖÇLER

Yunanistan devletinin nüfusunun ani olarak bu ölçüler de artmış olmasının Yunanistan da yaşayan Müslüman ve Türk azınlığın göçüne neden oluşturduğunu belirtmiş idik. Göç sorunu yasal bir zemine oturtturulmak üzere Lozan Barış görüşmelerinde ele alındı. Yunanistan 350 000 Türk’ün derhal Anadolu’da Rumların boşalttığı yerlere gönderme kararındaydı. Her iki taraf bu göçü 1923 Şubatına yetiştirmeye çalışıyordu, çünkü bu tarihten sonra ürünü ekmek imkansızlaşıyor gelenlerin çoğu çiftçi olduğundan ekim meselesi ayrı bir önem taşıyordu.
Göç konusu İsmet Paşa ve Venizelos’un önerisiyle bir Türk bir Yunan ve bağımsız bir üyenin oluşturacağı komisyon tarafından yürütülecek, Dr. Nansen bu komisyonun danışmanı olarak görev yapacaktı. 30 ocak 1923 yılında komisyon resmen kuruldu ve göreve başladı.
Komisyonun ilk açıklaması: Türk topraklarına yerleşmiş Rum-Ortodoks dininden Türk uyruklular ile Yunan topraklarında yerleşmiş Müslüman dinine mensup Yunan uyrukluların 1 Mayıs 1923 yılından başlayarak zorunlu mübadelesine girişilecektir. Bu kimselerden hiçbiri Türk ya da Yunan hükümetinin İzni olmadıkça hareket etmeyecektir. Mübadele İstanbul’da oturan Rumları ve Batı Trakya’da ki Müslümanları kapsamıyacaktır. İstanbul’lu ve Batı Trakyalı sayılmak için 30 Ekim 1918 yılı öncesi ikamet şartı getirilmektedir. Batı Trakya’nın göç kapsam dışında kalmasının nedeni ise genel nüfusun içerisinde Müslümanların azınlık değil çoğunlukta olması idi.

Batı Trakya’nın sınırları 1913 Bükreş antlaşmasının saplamış olduğu sınır çizgisinin doğusu olarak belirlendi yani zorunlu göçe tabi tutulacak olanlar sınırın batısında kalanlardı. İstanbul sınırları olarak ise 1912 İstanbul belediyesi sınırları geçerli olacaktı. Bu noktada belirtilmesi gereken bir konu olarak: Kozluca, Gabrova,Meşeli ve Horozlu ,Bükreş antlaşmasının sınırlarının ve o bölgedeki sınır çizgisi sayılan Karasu (nesto )nehrinin de doğusu olmasına rağmen Yunanistan hükümeti antlaşmaya aykırı davranarak zorla buralarda yaşayanları göçe zorlamıştır.Bu durumun başlıca iki nedeni vardır ilki Yunan hükümeti başından beri daha fazla insan gönderip daha az göç almanın yollarını aramasıdır veya en azından ülkesine bir anda gelen bir milyonu aşkın göçmene yer açma çabası içerisinde olmasıdır. Zira görüşmelerin bir aşamasında Türk yasalarına göre Etablis (yerleşmiş, sakin olmuş) sayılmanın koşulu olan tarihin 30 ekim 1918 yılına itiraz etmiş ve bu görüşmelerde ne Yunan ne de Türk yasalarının bağlayıcı olmaması gerektiğini öne sürerek tarihi biraz daha yakına çekmenin yollarını aramıştır örneğin bu tarih savaş sonrası günlere çekilebilmiş olması demek ,İstanbul’a savaş süresince kaçarak yerleşen yüz binlerce Rum vatandaşın zorunlu göç kapsamı dışında kalması anlamını taşımaktadır .
Karasu Nehri’nin kenarı boyunca nehrin batısında sıralanmış yerleşim yerlerinden Lozan Antlaşmasına aykırı zorunlu göçlere bir diğer neden de buralardaki Türk çetelerinin varlığıdır. Batı Trakya sınırı boyunca,gelecek için bir nevi güvenlik bandı yaratmaya çalışan Yunan hükümeti bu amacında büyük ölçüde başarılı olmuştur.
Mübadele edilen her iki halkın mülkiyet haklarına ve alacaklarına hiçbir zarar gelmeyecek taşınabilir mallarını götürebilecekler veya satabilecekler veya dört nüsha olarak hazırlanacak envanterlere yazdırarak aynı değerde malı gittikleri ülkede alacakları Göç komisyonu tarafından garanti edilmekteydi.
Dört nüshalık mal envanterinin birinci nüshası kişinin kendisinde diğeri gideceği ülkede üçüncü nüshası bulunduğu ülkede dördüncü nüshası ise göç komisyonunda saklanılması kararlaştırıldı. Bu kağıtlar göçmenin yanında taşıdığı en değerli şey olarak göçmene tanıtılmasına rağmen yinede mal envanterini kaybedenler görüldü. Lozan da gelişen bu durum karşısında Türk hükümeti de pozisyonunu almakta ve bir göç bakanlığının kurulmasını tasarlamakta idi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: