Adapazarından Armaşa Hac yolculuğu

-Kız,Bicoz’ların gelini, uyanık mısın ?
-Bicoz’ların gelini… kız parantzem…
-U,u,uy ,kimdir o?..
-Ben lalecik ,belmenin aralığından bağırıyorum.
-Be kız vakit geldimi?
-Görmüyor musun… bir göğe bak..ay sütlaç çanağı gibi tepemizde pırıl pırıl duruyor..
-Galiba üstünüze mezar toprağı atmışlar.
-Geç yatmıştık da..
-Çabuk olun arabalar geldiler
-Meryem dudu geliyoruz ,Şimdi geliyoruz.
-Yorganın iğnesini unutmayasın.
Konuşanlar iki komşu Adapazar’lı ninelerdir.Lelecikler’in Meryem Dudu’su ve Bicoz’ların gelini.
Onlar Hasan kardeşin manda arabasıyla Armaş’a hacca gitmeye hazırlanıyorlar.
Adapazar’lının iki ideali var biri erdemli olmak öbürüde günah.Diğerinin ise
İdeallerinden birisi,çarmığın yüceltilişi bayramında Armaş manastırına hacca gitmek,
Öbürü de çocuklarını okutma konusunda vazgeçilmez isteği.
O konukseverlikte erdemlidir, “içki içtiği” içtiyse günahlıdır.
Lelecikler’in Meryem Dudu’su ve Bicozlar’ın gelini tartışmasız Adapazar’lıdırlar.
Onların konuştuğu Ata Hayk zamanında başlar.Birincisi Moskof savaşı başlamadan,
Öbürü de hacı Siragan Ağa’nın babası Kudüs’e gitmeden önce doğmuştu.
Her ikisi de kendi çağlarının öğrenimli kuşağının temsilcileriydiler. Birincisi kendi yeni moda şarkılarıyla ,öbürü de A,B,C,nin içinden yazı olarak büyük başlı “T” yazısını tanıdığı için Bicozlar’ın gelinin yeni moda şarkısı şöyle başlıyordu: “Potin cız ediyor yüzü de lastik” Onlar önceki yıldan bu yana ,zaten Armaş haccı için hazırlanıyorlardı.Lelecikler’in Meryem Dusu’nun niyeti, Gazgitler’in gelini için
“Kötüyü Yenen” den (Armaş Manastırı) bir çocuk istemek,Bicoz’ların gelininse,kendi oğlunun içkicilik eğilimini unutturmaktı.
Belmenin aralığındaki iki ihtiyarın konuşmalarından yarım saat sonra, Gomikler’in aralığından da benzeri olmayan bir geliş- gidiş göze çarpıyordu.
İki adet dört tekerlekli arabalar ve su aygırı büyüklüğünde iki adet de manda
O günlerde, yolculuklar için en güvenli,rahat ve az giderli araç buydu. Arabacının adıHasan Ağbey’di .O da Ada’lı ağazıyla su gibi Ermeni’ce konuşuyordu.Adapazar’lılara saygı olarak diyebiliriz ki , Türkiye’deki tek topluluktur ki kendi dilini eşit olarak Türk’e ve Yunan’a eşit kılmıştır.Ermeni mahallesinde alışveriş yapabilmek için Ermeni dilini konuşmaktan başka çare yoktu.Kepce’lerin havanın önünde türlü ev gereçlerinden bir dağ oluşmuştu.Yatak,yorgan,teneke kaplar,su testileri,karpuz sepetleri,iki torba ev ekmeği,beyaz peynir,un helvası,yaprak dolması,gaz lambası,şişelerle zeytin yağı,bir kaval , bir saz, beş tane maşa, on dürt okka odun kömürü,yün dövmeye yarayan uzun sopa, üç tane yufka açmaya yarayan oklava,bir tutam maya,altı torba suyu alınmış yoğurt,hasır şişe içinde keskin rakı,29 tane kahve fincanı,altılık bir cezve,üç adet lamba asacağı,bakır tepsiler,birkaç güveç,Bicoz’la gelininin getirdiği yorgan yüzü.
Her şey arabalara piramit şeklinde yüklendikten sonra,üstlerinde iki yaşlı nineler,üç cahil gelinler,yedi çocuklar ve on dört fıstık gibi torunlar yerlerini aldılar.
-Ulan ,ateş alevi Hagopos, annenin kolundan sıkı tut,şimdi mandaları dürtüyorum.
Konuşan kişi Türk arabacı Hasan Ağbey’dir.Gerçekten ,bir dakika geçmeden bir “bismillah” çekerek üvendireyi, yan basan mandanın yanına batırdı.Acıdan dolayı, çekici yüce kişi kuyruğunu sağdan sola götürerek ve derisi gerilerek düzenli şişkin çizgiler görüntüledi.Bu arabanın tekerleklerini yerinden oynatmak için gerekli olan atılımdı.Gomikler’in Hacı Baba’sı, sabahları oluşan kendi sinirsel öksürük sarsıntılarından rahatladığı zaman ,öyle sandı ki, sanki kulağına yapılmak için ateşe atılan salyangozların sesi geliyordu.
Gerçekten, Hasan Ağabey’in arabaları arkada bıraktıkları kent evlerinden sonra, mandaların burunları Karakamış Türk köyüne yönelmişlerdi. Tekerleklerin çıkarttığı ses kulakların zarlarını yırtacak kadar sağırlaştırı-cıydı. Ancak hiç kimse bu ileri aşamadaki gürültüden rahatsız olmuyordu. Tersine ,Lelecik’lerin Meryem Dudu’su bu işin içinde Tanrının parmağını görüyordu. Çünkü, kendisinin seslendirdiği “sabah ışığı “ezgisinin nota yanlışlıklarını,kendi şakıyıcı olan torunu duymamış olacaktı. Bu nedenle boğazının ses tellerini skebap ekiz derece daha ileri aldı. Böylece tekerleklerin gürültüsü,Meryem Dudunun boğazının ecelsel atılımlarına egemen olmuş oldular.Öğleyin Çiftlik’e vardılar,buda gidecek yolun ortalama yarısıydı. Hasan Ağabey arabalarını, bir gölgelikli tarlaya doğru sürdü ve mandaları saldı.Çekici hayvanlar sanki mumyalar gibi arabanın önünde şakınca durdular.Ancak Türk’ün üvendiresionlara anımsattı ki, karşıdaki yıldırım çarpmış karaağaçtan yirmibeş adım ötedeki Çark Deresi ,kibar görünümüyle ve kendini tanıtarak serince akmakta.Mandalar kendi iri tenlerini, derenin az sularına gömdükleri zaman, su yatağından dışarıya taştı. Devlerin burun deliklerinden duyulan nefes sesleri, görenlerin üstüne
Bir buharlı vapur etkisi bıraktı.
Çiftlik köyünde Lelecikler’in Meryem Dudu’su ,kandilci Garbet Ağabey’e uğradı.O da ,bir taşla iki kuş vurur gibi,hem dilekte bulunmak, hem de Kız Minas’a ziyaret iadesinde bulunmak ereğiyle Armaş’a gidiyordu.
Onlar on dört yıl önce Adapazarı’na gelerek kandilci Garbet ile onar dilim beyaz kabak yedikten sonra,aynı yatakta uyumuşlardı.Çiftlik’te olan Armaş bayram çarşısının bir öncülüydü.Çingene çalgıcılarda ,zurna ve dümbeleklerini sürekli üfleyerek ve çalarak,bu işten para elde ederlerdi.
Göktepe’li Aşır Ali ve Recep oğlan da ,Bicozlar’ın gelini ve kandilci Garabed kardeş kadar Armaş’ın şaşmaz hacılarıydılar.Ortalama iki saat kadar dinlendikten sonra, Çiftlikte toplanmış olan hacı adaylarıBir kütle durumunda ve Türk polislerinin korumaları altında, geçilmesi gereken dağ yolunu geçebilmek için yola çıkarlardı. Sanki haydut tehlikesi varmış gibi, oysa bir an önce yola koyulmak isteyen hacı adayları önünde özellikle engeler çıkararak bahşiş koparmak için nedenlerdi bunlar.Bu birinci aşamadan hemen sonra toza bulanmış bir yokuş başlamaktadır,yollarsa bakımsız olup şansa bırakılmışlardı.Hayvanların yüklerini hafiletmek için güçlü olanlar yürüyorlardı.Bu genel karmaşıklık içinde ısınmış kafalar ermenice- türkçe
Şarkılar söyleyerek havayı bombalıyorlardı.İşte Gökçeören gölü ve Armaş’ın yoğun ağaçlı ormanı.Güneşin yakıcı ışınları yaprakların arasından geçemiyorlar.Ve su değirmeni.
-Ayaklarımızı şu Değirmendere’nin soğuk suyuyla yıkayalım.
Yine Bcozlar’ın gelininin Türk dili sevgisi tutmuştu.
Meryem Ana yokuşunun (Değirmen yamacı) başlangıcına varmışlardı,burası köyün evlerine kadar zorlamalı bir çıkıştı.
Niyet edilmiş haccın gerçekleşmesinin deneyimi ve mahrum olma durumu buradan başlamaktaydı.Çocukların dışında herkes tepeye kadar hiç durmadan ve içmeden yürümeliydiler.
Lelecikler’in Meryem Dudu’su ve Bicozlar’ın gelini, ayaklarını soğuk ve arı suyla bir daha serinlettikten ve terliklerini acem-şalı kuşaklarının arasına yerleştirdikten sonra “Tanrıanası,Rab,Baba,Oğul,Kutsal Ruh” diye mırıldanarak yola düştüler.
O mutlu yıllarda Armaş’a hacı olmak ereğiyle gelenlerin sayıları elli-altmış bine ulaşıyordu.Bu geniş topluluk köyün tek geniş sokağından manastırın doğrudan kuzey duvar kapısına ulaşıyordu, şairler onları “insan seli “ olarak adlandırmayı yağliyeceklerdi. Yoksul yaşamını sürdüren Adapazar’lı kocamış erenlerden,İstanbul’un fahişelerine dek herkes, Armaş’ta arındırılması gereken bir hesaplaşma peşindeydiler. Tansıklara inanan Bolu’lu ,Düzce’li, Kastamonu’lu , Afyonkarahisarlı,Bilecik’li ,Konya’lı, Adana’lı, İzmir’li ,Bahçecik’li, Tekirdağ’lı, Muş’lu, Van’lı saygıdeğer Ermeniler, aile bireyleriyle oradaydılar.Yine orada Taşnak,Hıncak,Yeniden oluşan gençlik yüceliğine bağlı kümeler buluşmuş olurlardı.Orada herkes için olanaklar vardı. Söylev sunmak,bir yumruk yemek, oturduğu yerde bir aşk öyküsü yazmak,doğal görünümlerdi.
Dışarıda rakı, davul-zurnanın kulağı tırmalayan gürültüsünden etkilenerek su gibi akmakta , içeride manastırdaki Kötüyü Yenen’in önünde duran nineler ve rahibeler, dua ederek hastaları sağalmaları için yüreklendiriyorlardı.
-Her yılın hacı ağabeyidir…. sağdan ve soldan gelen olağan bağrışmalar, lokmacılar, yemişçiler, ağlayan çocuklara oyuncaklar ve kadınların donuna uçkur satanlar.
Tüm bu karmaşıklık içinde en mutlu kişilerse, Armaş’ın yerli köylüleridirler.
Onlar çokça alçak gönüllü ve yardıma eğilimli kişilerdir.Birçoklarını ücret almadan, kentten gelen tanıdık hacıları kendi evelerine konuk ederek şenleniyorlardı.Lelecikler’in meryem Dudu’su ve Bicozlar’ın gelini bu yönden Goddalları’ınZadik Ağabey’inin şaşmaz müşterileridirler. Bir hafta onların avlusunda geceledikten sonra kente dönerler.Bu konuk severliğe karşılık olarak ta onlarda kurutulmuş yoğurtla yapılmış kulakçıkı Zadik Ağabeyin torunlarına yedirdikleri gibi,onun cahil gelinlerine de Adapazarı’ndan ğıcır getiriyorlardı ki ,çiğnedikleri sakızlar güçlü ve patlayıcı olabilsinler.
Armaş Hacının en coşkulu günü Çarmığın yücelişinin bayramının Pazar sabahı olur.İstanbul Patriğinin ya da manastır önderinin, Kutsal Töreni kılması ,manastır kahyası,kandilci kız-Minas kardeş ve tapınış yerinin dışındaki yüzlerce sakat dilenciler için bir gelir kaynağı olmuş oluyordu .
Pazartesi İstanbul’luların günüdür. Onlar kel (hindi) yemek için Haskal (Kaymaz) köyüne giderler.Eğer bir kimse bir tane yemezse, dileği tutmaz. Bu nedenle, çevredeki Türk köylüler de ,hindilerinin altına konulan yumurtaların hiçbirinin ürünsüz olmaması için kendi Muhammet’leri onuruna yüceltme duaları sunarlar.
Salı günü, hacca gelenlerin kalabalığı yavaş yavaş azaldığı için, köydekiler daha rahatça havayı içlerine çekerler.Herkes, bir an önce işlerine başlamak için geri dönmeye çabalar.Çarşamba çok erken manastırın su değirmeninden Zadik Ağabey, Türk Hasan’nın kağnısının gürültüsünü sanki duyar gibi olurdu.Onlar arkalarında tozdan bir bulut yükselterek manastırın çiftliğine doğru yükselen iniş-çıkışlı patikaların içinden geçerek görünmez olurlardı.
Perşembe gün doğumunda Armaş’ta hacı adayları görmek artık olanaksızdı.
Yün döven Ayvaz’ların Antaram Dudu’sunun duvarı dibinde duran bir inek, hazır yiyici kediye kızgın bir bakış göndererek ve nemli çenesini yalayarak ağırdan içeri girer.Manastırın öğrencileri de, plotonik aşkın öğretisinin boşluğuna bir kez daha kanmış olarak… pencerelerinin önünde duruşa geçerler… taze bir kız ya da bir cahil gelinin gölgesiyle erkek kuşlara özgü bir seranat dizmek için.
KAYNAK: Asdvadzaryal Kağak (Adapazarı’ndan anılar) Vartan Yeğişeyan
Paris. 1938 Sayfa 212-220

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: